Ana içeriğe atla

BİR KİTAP&BİR ANI - KİŞİSEL DİRENİŞ KİTABI (ENVER AYSEVER)





Edebiyat ne işe yarar?


"Faili belli olmayan ve herkesin bildiği sırrı, açıktan söyleyendir edebiyat!" (Kırmızı Pazartesi'denmiş, ben okumadım, yazarımız bahsetmiş)


Bir ara kitap özetlerimi bir site için yazıyordum, makale yazarı arkadaşlarımdan biri, makalesini yazdığı kitabın yazarı ile röportaj yapmıştı. Röportaj hiç bilmediğim bir konu; ama ben de heveslendim birden. İlk aklıma gelen de Enver Aysever olmuştu. O sıralar Bu roman O Kız Okusun Diye Yazıldı'nın makalesini yazmıştım, twitterdan da yazarı takip ediyorum, uğraşmıştım ama dikkatini çekememişti makalem. aykiriakademi.com'dan kendisine bir mail attım, sitemizden bahsettim, makalemin linkini gönderdim, kendisi için küçük, sitemiz için büyük fark yaratacak bir şey olduğunu yazdım. Ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, asistanı Aslı Hanım'dan mail geldi, Enver Aysever'in ertesi gün Nazım Kültür Merkezi'nde olacağını, 12:00'de yarım saat bana vakit ayırabileceğini ve kendi telefonunu  yazmış. Nasıl heyecanlandım anlatamam size. Hemen Aslı Hanım'ı aradım, Antalya'da yaşadığımı, farklı bir mesleğim olduğunu, makale yazarlığını hobi olarak yaptığımı söyledim. Aslı Hanım'a bu röportajı e-mail yoluyla yapmak istediğimi belirttim; ama iş yoğunluğundan dolayı bunun çok uzun bir süreç olabileceğini, söz veremeyeceğini söyledi.  Enver Aysever edebiyat ile ilgili konulara çok önem verirmiş, Nisan ayında Antalya'ya gelme planları olduğunu söyledi, kendisini tekrar aramamı istedi. Aslı Hanım çok kibar biri bu arada, telefonununa cevap veremese de size mutlaka geri dönüyor. Tekrar aradım bir ümitle, ne yazık ki, o sırada turneleri vardı ve Antalya planı belirsizdi ve gelmediler. Röportaj maceram başlamadan bitti :-) ama Enver Aysever okumaya devam ediyorum, kendisi hakkında biraz daha bilgi edineyim, belli mi olur, belki bir gün..


Kişisel Direniş Kitabı'na gelince;

Bir tür anılardan, denemelerden oluşan bir kitap, sıkılmadan okuyup bitiriyorsunuz. Gündeme de değiniyor, Zaman zaman umutsuz yazmış, zaman zaman kendi okuduklarını anlatıyor, tanıştığı değerli edebiyatçılardan bahsetmiş sıkça, bu bölümleri daha bir merakla okudum. 16 yaşında Sabahattin Ali ile tanışmış. Okuduğu en ilgi çekici yazar olarak Nazım Hikmet'i göstermiş. Bunun sebebini de şöyle açıklamış. "İki çabası çok önemli;kendine dürüst olmak ve hakikati bulmak için çabalıyor acımasız eleştirmen. Sevdiklerine karşı dürüst olmayı, ağır eleştiriler yapmayı da sevgiye dahil sayıyor." Sürekli eğitime karşı yazarımız, insanın deneyimleyerek bazı şeylerin öğrenilebileceğini anlatıyor. Yaşam içinde ruhunu eğitebilmek için de, yaşadığının farkına varması gerektiğini düşünüyor. Tiyatrocu olmayı çok istemiş, kendi tiyatrosunu kurmuş; ama yönetmen Enver Aysever, oyuncu Enver Aysever'i başarılı bulmamış. Atilla İlhan'ın kendisine yazmakla ilgili verdiği öğütden bahsetmiş. "Hergün mutlaka yazacaksın, eğer bir hikayen yoksa, pencere önüne geç, gördüklerini yaz."  Enver Aysever'in bir ustası da vardır, onu da anlatmış.
Lise yıllarında üç arkadaş, edebiyat/sanat dergisi çıkartmak istemişler. Hatta HilmiYavuz'la bir söyleşi yapmış; ama ne yazık ki dergiyi çıkaramamışlar. Ve bir çok şair ve yazardan bahsediyor,
Gerisini okumanız için anlatmıyorum :-)




 "Üslup kişiliktir, eğer kendi sözlerini bulamıyorsa kişi, uzman olur, ünlü olur, zengin olur, yönetici olur, tacir olur; ama bir türlü 'kimse' olamaz.."



 #EnverAysever #KişiselDirenişKitabı
#Anı #Felsefe #Pozitif #Neşeli #Günlük #Duygusal #Kitap #İnsanlar #Aşk #Dostluk #Arkadaşlık #Sevmek #Yaşam








Yorumlar

  1. Merhaba. Enver Aysever'in asistanı Aslı Hanım'ın mailini sizden almam mümkün olur mu? Ben de bir yazısını paylaşmak için görüşmek istiyorum. Teşekkürler
    Arzu Pınar - arzupinar@hotmail.com

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

NASIL BULMAK İSTİYORSAK ÖYLE BIRAKALIM

Bugün Aktif Felsefe Derneği ile çevre temizliği yaptık. 27 kişiymişiz, fena bir sayı değil aslında, çevre temizliği etkinliği olduğunu düşünürsek. İlk başta bir şey yok gibi gözüküyordu, sonra bir baktım traktörde bir çöp yığını oluşmuş torba torba. İnsanlar neler neler atmışlar, acaba bugün bizimle orada olup çöp toplasalardı, tekrar atarlar mıydı? merak ettim... Umursamazlık, nasıl olsa arkadan biri toplayacak, zaten bizden önce de atılmış, vb.gibi düşüncelerle bu saygısızlık yapılıyor. Ben bunu öncelikle kendine saygısızlık olarak görüyorum. Bir de şu var, iş hayatında da çok rahatsız olduğum bir konuydu. İnsanlar tek tek çok iyi; ama bir araya geldiklerinde korkunç olabiliyorlar. Ortak kullanım alanlarının kullanımı konusunda da bu geçerli..Evinde hijyen hastası kesilen biri, ortak kullanım alanlarını kullanırken inanılmaz davranıyor. Kendi yaptığının anlaşılmayacağı rahatlığı mı? yoksa başka biri temizleyecek nasılsa mantığı mı? ya da her ikisi..  Sınırlı bir alanı temiz...

İNSANIN CANININ ÇOK SIKILDIĞI YAŞLAR

Onbeşli yaşlarımı hatırladım bugün, hatta tam onbeş kısmını. Nereden, ne sebeple hatırladım bilmiyorum. O yaşlarda Zonguldak'ta yaşıyordum. Dört katlı bir apartmanın giriş katında oturuyorduk, evin önünde küçük bir bahçe vardı. Sağımızda üç katlı bir apartman vardı. Her bir kat birbirinden bağımsızdı. Alt katta genç evli bir abla vardı, onu çok severdik. Rize'li komik biriydi. Orta katta ise, bir dairede altmışlı yaşlarında bir teyzemiz vardı. Allah huzur içinde yatırsın, çok tatlı, şeker gibi biriydi. Kafa dengiydi, onbeşli yaşlarda bazılarının canı çok sıkılır, ne yapacağını bilemez. Ben de öyleydim :-) Annemi kandıramazsak, o teyzeye söylerdik, sahile vb. bir yerlere gitmek için. Onun bitişiğindeki dairede de, Erzurum'dan gelmiş bir aile yaşardı. Üç tane kızı vardı ve tuvalet camları bizim sokak kapımıza bakıyordu. Bizim kapı zili çalmışsa ya da kapı açılmışsa ve lavobada biri varsa mutlaka kafasını bir çıkarırdı oradan :-)(anne veya üç kızından biri)  Sol tarafım...

"ZAMANIN İKİ BOYUTU VARMIŞ..."

Amanın yeni sene de almış başını gidiyor. Klasik bir cümle gibi olacak; ama yaşadığımız An'ların, ama gerçekten yaşadığımızı hissettiğimiz An'ların kıymetini bilmek gerek. Mutlu olmak için bir otobüse binmedik, 2 durak sonra inip Mutluluk'a ulaşmayacağız. Yol boyu izlediğimiz manzara kadar mutlu olacağız. O sebeple bu olsun-şu olsun mutlu olayım diye kendimizi şartlandırmamalıyız.  "Yaşamda, endişelerin %90'ı yersizmis~!" Yaşamak çok güzel de yarın ya da belki az sonra ölmeyeceğimizi biliyor muyuz? Öyleyse bu fani dünyada, önemli olan, 'önemli olmak değil değerli olmak, değerli hissetmek'. Bir de "Sene değişti, insanlar değişmedi, durumlar değişmedi falan filan...." diyorlar ya hani, ee o zaman biz değişelim bir zahmet! :-)