Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KASIM etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İÇİMDEN HİÇ SES GELMEDİĞİ ZAMANLAR

Gökyüzü ve bulutlar ilgimi çekmiştir hep. Nefes almayı unutur ya insan bazen, birden başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda ferahladığımı hissediyorum ben. Sık olmasa da içimden hiç ses gelmez bazı zamanlar...Geçen gün öğle yemeği sonrası dışarı çıkmıştım, gökyüzüne bakmadan edemem, bugün ne giymiş derim. Düşündüm sonra, öyle güzeldi ki "Bir de dilin olsa kimbilir ne güzel şeyler söylerdin sen" dedim.  Kümülüs bulutlar favorimdir bu arada. Şirketimizin bulunduğu yer dağlara baktığı için, bulutlar ayrı bir güzel. Çok nadiren gökyüzü bulutsuz ve renksiz oluyor. O zamanlar belki onun da içinden hiç ses gelmiyordur... Hayat yorar ve bıkkınlık verir bazen, bazı şeyler üst üste gelir, işte o zamanlarda gücümüzü severek yaptığımız uğraşılarımızdan alıyoruz sanırım(böyle hissedilen anlarda farkında olmasak da kesin öyle). Hep diyorum son bir iki yıldır "Daha esnek ve daha güçlü olayım, sert ve kırılgan olmayayım"  Bunu imtihan mıdır bazı yaşadığımız can ...

DÜNYA BURASI, RÜYA UYKUDA :)

Çok rüya görenler, yaratıcılıklarını rüyalarıyla beslermiş. Rüyalarla ilgili okuduğum bir yazıda Salvador Dali'nin, eserlerinde rüyalarından faydalandığı anlatılıyor. Bilimsel açıdan bakıldığında tartışılır bir şeymiş. Rüyaların sembolik anlam taşıdığı anlatılıyor bir de. Ben de çok rüya görürüm; ama yaratıcılığımı çalıştırmadığı kesin :) Freud ve rüyalarla ilgili yazılanlar ise biraz daha karışık. Sohbet etmekten keyif aldığım, iki arkadaşımla konuşuyoruz bir gün. Bir tanesi, sık sık aynı rüyayı gördüğünü söyledi, detaylandırmak istemediği için sormadık biz de. Ona buna danışırken, şehir dışında birine yönlendirmişler onu. Önce telefonla görüşmüşler, sonra yaşadığı yere gitmiş, tanışmış. Rüyalarını ona anlatıyormuş ve o kişinin kendisi için yol gösterici olduğunu, rüyalarını yorumladığını söyledi. Biz film gibi, dinledik onu. "Aslında herkesin bu hayatta bir kılavuzu var; ama biz ona hazırsak karşımıza çıkıyor" dedi. Benim için öyle bir kişi yok, çevremdeki insanla...

HAYVAN SEVGİSİ ÜZERİNE BİR KAÇ ŞEY

Hayvan sevgisi üzerine, ne zamandır bir şeyler  yazmak istiyordum. Sokak kedim var, buraya fotoğrafını eklediğim. Sokakta çok kedi var biliyorum; ama bu o kadar tatlı birşey ki, sokakta olmasına üzülüyorum. Sokaktaki kedileri yaklaşık bir yıldır sevmiyordum; çünkü daha önce de böyle bir sokak kedim olmuştu. Siyah-beyazlı bir tekir, mavi gözlü. Sonra kayboldu. Neden kaybolduğunu bilmeyince üzülüyor insan. Birilerinin alıp evine götürmüş olmasını umdum. O zamandan beridir ilgilenmemeye çalışıyordum. Bu kediciği görene kadar. Yün yumağı gibi olmuş, bu son hali değil, küçücük bir kafa, kabarık kabarık tüyler. İlk zamanlar sevmek istediğimde korkmuştu, alıştı artık bana, kaçmıyor. Sokak hayvanları genelde böyle, hem ilgilenmenizi, sevmenizi istiyorlar, hem de güvenemiyorlar, ürkekler. Ne kadar tanıdık bir durum değil mi (!) Pet shoplardaki hayvanların durumu, sokaktakilerden daha  içler acısı. Yarım metrelik bir alanda uyuşturulup, bazıları Antalya sıcağında, güneş...

" HADİ BANA SOR " ;-)

19 Kasım'a; “Eskiden genç ve şaşkındım; şimdi yaşlıyım ve çok daha şaşkın" diyen Mark Twain'in sözünü 'şimdi daha genç ve şaşkın' diye değiştiriyoruz tabi ki :-) Dramatik durumlarla dalga geçmeyi seven ben (bu durumlar bana aitse tabi ki) doğum günlerimde nedense hep duygusal olurum. Vecihi'yi bekleyen Ayşen Gruda heyecanıyla dolu bir doğum günü yaşamak istiyorum bir sene de yahu :-) (Bu benzetme bana ait değil, twitter da biri yazmış, ben de çok sevmiştim, doğum günüme de uyarlayayım dedim) Annem benim yaşlarımdayken, ona 'sen orta yaşlı mısın' diye sorduğumu hatırlıyorum. O da 'hayır kızım, ben daha orta yaşa gelmedim' demişti. Benim yaşım da ondokuz civarı, cevap beni tatmin etmemişti, benim için orta yaşlıydı işte. Eee hayat bu, geldik mi o yaşa, soracak bir kızım yok, ben soruyorum kendime :-) sonra da cevaplıyorum. 'Gencim daha genç ne orta yaşı :)' . Hayatı geriden takip ettiğim için, hatta otuzdan son...

HER ŞEY KÜÇÜK BİR ADIMLA BAŞLAR

“ Pek çok insan, çöp kamyonu gibidir.  Her tarafta içleri çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlığı, öfkeyi ve hayal kırıklığını biriktiriyorlar. Ancak doldukça çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar.  Bu bazen ben, bazen de siz olabilirsiniz. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin.  Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın.” Aylar önce facebook sayfalarından birinde görüp-paylaşmışım bu yazıyı, kime ait bilmiyorum, geçen okuyunca tekrar sevdim. Unutulmaması gereken bir yazı. Ben genel olarak çok alıngan biriyim. Eskiden bunun iyi bir şey olduğunu sanırdım, ne kadar kötü bir özellik aslında. Uzun süre sabredip, sonra kırılan bir yapınız varsa, olmadık bir sebeple patlayıp, tekrar yapışmayacak bir şekilde dağılıyorsunuz. Biraz biraz düzeltmeye çabalıyorum. Ha gayret diyorum her felsefe dersi sonrası. Düzeltmeye çalıştıkça artıyor bunlar :) Hepimiz farklı farklı ...

PAYLAŞMAYI ÇOK SEVİYORUZ ( ! )

Hepimiz bir yarış halindeyiz.. Ne çok şey bildiğimizi, ne çok yer gezdiğimizi, herkesten ne kadar akıllı olduğumuzu paylaştıkça, resimledikçe mutlu oluyoruz  En iyi olduğumuzu, ne çok beğenildiğimizi, ne kadar sosyal olduğumuzu ispatlıyoruz ya, 'Ohhh düşmanlar çatlasın!' durumu yani :-)  Eskiden nasıl mutlu oluyorduk biz paylaşmayı çok seven insanlar. Sanki 'hadi göster kendini teyzelere -amcalara' dedi birisi, itti arkamızdan. Durum aynen böyle, yetişkin ergenler çoğaldık.    Ben de yapıyorum zaman zaman anlattıklarımı (arada bir 'napıyorsun?' diyorum kendime), bazılarımız o yerin hissettirdiklerini yazmayı sevdiği için, bir başkası fotoğraf çekmeyi sevdiği için, bir diğeri yediğini yayınlamazsa boğazından geçmediği için. An'ı yaşamak diye bir şey vardı hani. Yaşadığımız 'an' çok güzelse, sadece onu hissedelim-görelim-duyalım. Bütün dikkatimiz yanımızdakinde ve gördüklerimizde olsun. Yine çekelim fotoğrafımızı, yazalım yazımızı bir kağıda. ...

İKİZLER-BEBEKLER-ÇOCUKLAR

  İstanbul'a gittim bebek sevmeye :-) Eskiden beri ikiz bebeklere bayılırım. Bunlar da en tatlılarından..Ama çok zor çok, bu konuyu tekrar düşünmek lazım :-)   Havaalanında bir bayanla tanıştım beklerken. Çok soru sormayı ve sorulmasını sevmem bu tür tanışmalarda aslında; ama bayan kendi halinde, çekingen biriydi. Bir de biz ilk otobüste karşılaştık onunla, önce yanlış otobüse binmiş, o sebeple endişeli gözüküyordu, ayrılamadık :)  Çocukları varmış İstanbul'da, biri 27 yaşındaymış, kendisi çok genç gözükünce, yaşını merak ettim haliyle. 43 dedi, yani 16 yaşında evlenmiş. Bu yaş normal bir yaş değil tabi de, erken demeyelim en iyisi, vaktinde evlenmenin avantajlarından biri, genç yaşta çocuk sahibi olmak Benim yaşım da onu çok şaşırttı. Ben yaşımla uyum içinde yaşıyorum ne güzel. Ama soran insanların öğrendikten sonraki tepkileri yüzüne söylemeye çekiniyorum :)  Bebekleri-çocukları çok severim, hiç yetişkin bir çocuğum olabileceği kısmını düşünmemiştim. Tuhaf...

NİCE NİCE 90'LARA'

         Uzun bir aradan sonra coşkulu bir kutlama oldu. Umuyorum ki bu coşku katlanarak artar gelecek yıllarda.. Bayram coşkusunu çocuklukta idrak edemiyor insan, yetişkinlikteki bilinçle daha farklı oluyor..Olumsuz  gelişen Türkiye gündemi de ayrı tabi... Türk Yıldızları'nın gösterisi de muhteşemdi. 2 gün üst üste izleme fırsatım oldu. Çocukluğumdan beri uçakları izlemeyi çok severim. O zamanlar uçaklar hayaldi, ulaşılmazdı benim için. En çok da bulutları daha yakından görmek için isterdim uçağa binmeyi. Şimdi ise, şehirlerarası her yere git istediğin gibi. 4 yıl kadar Eskişehir'de yaşadım, Ana Jet Üs Komutanlığı olduğu için, vızır vızır geçerlerdi, herkes şikayetçiydi, ben bayılırdım... (29 Ekim 2013)                             Nice coşkulu, her şeye inat daha umutlu 90'lara!