Ana içeriğe atla

KURGUDA HATA OLMASIN! :-)




Korkularımızla başa çıkmayı öğrenebilirsek daha huzurlu bir hayat yaşayabiliriz. Daha mutlu demiyorum; çünkü mutluluğun şartlarla ilgisi olmadığına inanıyorum uzun zamandır. Huzurluysak, zaten her şekilde mutlu oluruz.


Geçen gün korkularla ilgili bir video izlemiştim, çocukluktan beri, korkularımızla ilgili hikayeler üretiriz. Yaşamın diğer dönemlerinde de devam ederiz buna. Bazılarımız en kötü senaryoları yazar, bazılarımız daha iyimserdir. Video da diyor ki: "Korku merakı da kışkırtır. Sonra ne olacak? Korkularımız bizi gelecek ile ilgili düşünmeye yönlendirir." ve "Kendimizi korkularımızın okuyucusu olarak düşünürsek, bunu nasıl okumayı seçeriz?" diye, soruyor. Güzel gelişmelerle devam etmesini, iyi bir sonu istemez miyiz? O zaman neden hep en kötüsünü düşünürüz? Ve yine video diyor ki: "Doğru şekilde okunduğunda, korkularınız hayalgücünüzün muhteşem bir hediyesidir, bir çeşit günlük kehanettir, geleceğin nasıl gerçekleşeceğini değiştirme zamanımız varken geleceğe bir göz atabilme yoludur. Gerektiği gibi okunduğunda, korkularımız bize edebiyattaki en favori çalışmalarımız kadar değerli şeyler sunabilir: biraz bilgelik, bir parça derinlemesine bakış ve en akla gelmeyen şeyin bir versiyonu, gerçeğin."



Hem, iyi bir arkasıyarın düşünmenin kime ne zararı olmuş ki? Belki, hikaye yazdığımız gibi devam etmez; ama en azından daha iyi hissederiz, değil mi?

           

     

Yorumlar

  1. Herkes kendi yazdığını yaşıyor aslında. İyi düşün iyi olsun :))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNSANIN CANININ ÇOK SIKILDIĞI YAŞLAR

Onbeşli yaşlarımı hatırladım bugün, hatta tam onbeş kısmını. Nereden, ne sebeple hatırladım bilmiyorum. O yaşlarda Zonguldak'ta yaşıyordum. Dört katlı bir apartmanın giriş katında oturuyorduk, evin önünde küçük bir bahçe vardı. Sağımızda üç katlı bir apartman vardı. Her bir kat birbirinden bağımsızdı. Alt katta genç evli bir abla vardı, onu çok severdik. Rize'li komik biriydi. Orta katta ise, bir dairede altmışlı yaşlarında bir teyzemiz vardı. Allah huzur içinde yatırsın, çok tatlı, şeker gibi biriydi. Kafa dengiydi, onbeşli yaşlarda bazılarının canı çok sıkılır, ne yapacağını bilemez. Ben de öyleydim :-) Annemi kandıramazsak, o teyzeye söylerdik, sahile vb. bir yerlere gitmek için. Onun bitişiğindeki dairede de, Erzurum'dan gelmiş bir aile yaşardı. Üç tane kızı vardı ve tuvalet camları bizim sokak kapımıza bakıyordu. Bizim kapı zili çalmışsa ya da kapı açılmışsa ve lavobada biri varsa mutlaka kafasını bir çıkarırdı oradan :-)(anne veya üç kızından biri)  Sol tarafım...

BİZE BİRAZ ÇOCUK GÜCÜ GEREK

Yaklaşık on gündür yeğenlerimi görmemiştim. Bugün biraz onlarla vakit geçirdim, çok özlemişim. Çocukların ne güzel bir hayal gücü var, cesurca, korkusuzca, saf bir içtenlikle düşünüyorlar ve istiyorlar. Bir çocuk bir şey anlatırken dikkat edin. Nasıl heyecan ve coşkuyla, gözleri parlıyor anlatırken; çünkü inancı tam. Fantastik bir dünyada yaşıyorlar. İmkansızın anlamını bilmiyorlar, sadece o an gözünde canlandırdığına inanıyor.  Bazen bizim de ihtiyacımız olan bu sanırım.  Saf kalple, inanarak, heyecan ve coşkuyla istemek. Yeğenim yedi ya da sekiz yaşına girdiği seneydi sanırım, bir an önce büyümek istediğini anlatıyordu. Sebebini sordum. 'İstediği zaman, istediği kadar dondurma yemek ve alabilmek.' Buymuş sebebi. Çocuklar için, sadece bizim basit gördüğümüz konular zor. Diğer her şeyi öyle kolay kurguluyorlar ki, tam istedikleri gibi. Ben de biraz hayalperest bir çocuktum. Ben daha çok okuduğum kitaplardan etkileniyordum sanırım. Çocukluğumda şimdikinden daha düzenli kit...

SEN KİMSİN?

Az önce bir sitede gezinirken, Kürk Mantolu Madonna kitabı geldi aklıma. Kitabı okuyanlar Raif Efendi'yi bilir onun günlüğünde yazdıklarını okuyana kadar, onu içine kapanık, silik, ekmek kavgasında biri olarak tanırız.   Baktığım sitede de, yazıları yazanların fotoğrafları vardı, ilk baktığımda sıradan fotoğraflar gibi geldi. "Aa bu çocuk mu? bu adam mı yazmış" dedim. Sonra merak ettim, yazılarına bakayım, dedim. Yazıları okuyunca fotoğraflarla aramda duygusal bir bağlantı oluştu, o insana başka bir gözle bakmaya başladım. Yazıyı yazan insan o fotoğraftakiydi işte, o cümleleri kuran, özlemleri olan, hayalkırıklıkları yaşayan, anıları olan, hikayesi olan bir insan.. Tanıştığımız ya da uzun zamandır tanıdığımız aslında sadece tanıdığımızı sandığımız birçok insanda da böyle değil mi? Mesela ben herkesle herşeyini paylaşmayı çok sevmeyen biriyim, merak edenlerle değil, değer verenlerle daha yakın arkadaşlıklar kurmayı tercih ederim. Bu sebeple de bazılarına göre h...