Ana içeriğe atla

BİR KİTAP - KORKU - OSHO



Osho’yu bilmeyenimiz yoktur. Daha çocuk denecek yaşlarda, başkaları tarafından ezberletileni kabullenmektense, kendi gerçekliğini deneyimlemeyi tercih etmiştir. Kendisi ‘Asi Ruh’ olarak da anılıyor. 1931 yılında Hindistan’da doğmuştur. Tüm Hindistan’ı dolaşarak, tutucu din adamlarına meydan okumuştur. Hiçbir geleneğe ait olmadığını söyleyen Osho’nun, öğrencilerine ve dünyanın her yerindeki sevenlerine yaptığı konuşmalar otuzdan fazla dile çevrilmiş, altı yüzden fazla cilt halinde yayımlanmıştır. 1985 yılında yılında göçmenlik yasalarını ihlal etmek suçlamasıyla gözaltına alınmış ve bu sırada yavaş yavaş zehirlendiği söylenmiştir.

Osho, Doğu’nun meditasyon teknikleri ile Batı’nın terapi yöntemlerine yepyeni bir bakış açısı getirmiştir. Toplum, din, politika, felsefe, psikoloji ve insanın varoluş ilişkisini ele alan Osho, bu konularda ileri sürdüğü oldukça cesur ve kalıpları kıran savları, söylemleri ve iddiaları ile birçok otoritenin tepkisini çekmiştir. Bazen dine karşı bazen dinin yanında olmuştur. Bugün onu eleştirenler kadar onun yolunda gidenlerin kabul ettiği bir gerçek vardır : O da Osho’nun olağanüstü sıra dışı ve hiçbir kalıba ya da düzene boyun eğmeyen, suyuna gitmeyen ve tamamen bireysel özgürlüğü savunan bir kişilik olduğudur.


Korku kitabına gelince; Böyle büyük bir ustanın kitabı nasıl özetlenebilir açıkcası çok düşündüm. Her bir cümlesi üstünde düşünüyor insan okurken. Kitaptaki metinler canlı konuşmalarından alınmış. Anekdotlarla dolu olması da kitabı oldukça akıcı yapmış. Çevirisi de oldukça sade ve anlaşılır.

Korkunun canlı canlı gömülmek olduğunu söylüyor yazarımız. Özgürlüğümüzü kısıtladığını, yaşadığımız an’ın değerini öldürdüğünü anlatıyor. Osho’yu biraz bilenler, onun ‘şimdi’ ve ‘an’da kalma’ ile ilgili sıkça güzel laflar söylediğini hatırlarlar. Korkunun da gelecekten geldiğini, şimdiki zamanda korku olmadığını yazıyor. Burada meditasyonun öneminden de bahsetmek istiyorum. Osho’ya göre meditasyonun amacı, her ne yapıyorsak sadece onu yaşamak. Bunu başarabildiğimizde meditasyona da gerek kalmaz, diyor. Meditasyonu bir şeyleri tam yapmayı öğrenmenin bir yolu olarak görüyor. “Duş mu alıyorsun duş al, dünyayı unut, basit yaşa.”

Korku’nun bilinçdışı bir şey olduğunu ve hatta insanların bazen güzel olabilecek şeylerden bile korktuğunu söylüyor. Anlattıklarına göre, insanların en büyük korkularından biri ölüm ve bu ölüm korkusu onları hareketsizleştiriyor. Yapılan araştırmalara göre insanların % 97’si uyurken ölüyormuş, bu durumda hiç uyumamamız lazım. Nasıl uyumaktan vazgeçmiyorsa insan, korkularının esiri olup, yaşamaktan da vazgeçmemeli diyor yazarımız.

Kitabı okurken, korkularla ilgili izlediğim bir video geldi aklıma. Çocukluktan beri, korkularımızla ilgili hikayeler üretiriz. Yaşamın diğer dönemlerinde de devam ederiz buna. Bazılarımız en kötü senaryoları yazar, bazılarımız daha iyimserdir. Videoda da diyor ki: "Korku merakı da kışkırtır. Sonra ne olacak? Korkularımız bizi gelecek ile ilgili düşünmeye yönlendirir." ve "Kendimizi korkularımızın okuyucusu olarak düşünürsek, bunu nasıl okumayı seçeriz?" diye, soruyor. Güzel gelişmelerle devam etmesini, iyi bir sonu istemez miyiz? O zaman neden hep en kötüsünü düşünürüz? Ve yine diyor ki: "Doğru şekilde okunduğunda, korkularınız hayalgücünüzün muhteşem bir hediyesidir, bir çeşit günlük kehanettir, geleceğin nasıl gerçekleşeceğini değiştirme zamanımız varken geleceğe bir göz atabilme yoludur. Gerektiği gibi okunduğunda, korkularımız bize edebiyattaki en favori çalışmalarımız kadar değerli şeyler sunabilir: biraz bilgelik, bir parça derinlemesine bakış ve en akla gelmeyen şeyin bir versiyonu, gerçeğin."

Kendilerini herhangi bir duruma uyarlamada, hamamböcekleri ve insanlar birbirine benzermiş ve inanılmaz bir kapasiteleri varmış. O zaman kendimizi iyi şeylere uyarlayalım, tabi ki hayal aleminde yaşamak değil bu. Arkasıyarın istediğimiz gibi devam etmese de en azından daha iyi hissederiz, bu da bir gerçek.

“Korku on beş santimden daha derin değildir. Şimdi ister bir dala tutunup tüm yaşamını kabusa çevir, istersen o dalı bırak ve ayaklarının üzerine bas, sana kalmış." Osho


#Anı #Felsefe #Pozitif #Neşeli #Günlük #Duygusal #Kitap #İnsanlar #Aşk #Dostluk #Arkadaşlık #Sevmek #Yaşam #Osho

Yorumlar

  1. Merhabalar,

    Osho’nun ‘’Aşk, Özgürlük ve Tekbaşınalık’’ kitabından en sevdiğim 18 alıntıyı ben de okumanız için sizinle paylaşmak istiyorum: http://www.ebrubektasoglu.com/yazi/osho-ask-ozgurluk-tekbasinalik-iliskilerde-cozum-kitabindan-20-aydinlatici-alinti/ Bu kitap sayesinde gerçek aşka olan bakış açım daha da güçlendi. Günümüzde insanların birbirini kısıtladığı ilişkiler maalesef çok yaygın. Ancak gerçek aşk ve sevgi insanı aşağı çekmiyor, yüceltiyor. Bunun farkına varmamız gerekiyor.

    Sevgilerimle,
    edebiyatla ve sağlıkla kalın.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR KİTAP - ROMANTİKA

Size Romantika’yı anlatmaya çalışacağım desem, umursamayacaksınız, biliyorum. Şu Çılgın Türkler’in yazarı, Turgut Özakman’ın yazdığı bir kitap dersem? Turgut Özakman’dan romantik bir aşk hikayesi. İlk basım tarihi Ocak 2000, benim okuduğum ise yedinci baskısı. Yaklaşık beş yıldır aklımda; ama bir türlü alıp okuyamamıştım, hep araya başka kitaplar girdi, unuttum. Romantika, yazarımızın ikinci kitabıdır. Yazarımızın, Diriliş-Çanakkale, Cumhuriyet-Türk Mucizesi gibi çok değerli kitapları bazı kitaplarındandır. 28 Eylül 2013’te, 83 yaşında vefat etmiştir. Geçen yine farklı bir kitabı almak için gitmiştim, yokmuş, rafta Romantika’ya takıldım, aradığım kitap da yoktu, demek bu kitabı okuma zamanım gelmişti. Elime aldım, sayfalarını çevirdim, beni saracak gibi hissettim, kitap kapağı da çok güzel. Kabartma şeklinde iki kelebek.  Hikayeyi romanımızın kahramanı Doğan Hoca’nın kızı Şirin’den dinliyoruz. Doğan Hoca 1960’lı yıllarda, sanat tarihi kürsüsünde aydın bir doçenttir. Sağ-sol çat

NASIL BULMAK İSTİYORSAK ÖYLE BIRAKALIM

Bugün Aktif Felsefe Derneği ile çevre temizliği yaptık. 27 kişiymişiz, fena bir sayı değil aslında, çevre temizliği etkinliği olduğunu düşünürsek. İlk başta bir şey yok gibi gözüküyordu, sonra bir baktım traktörde bir çöp yığını oluşmuş torba torba. İnsanlar neler neler atmışlar, acaba bugün bizimle orada olup çöp toplasalardı, tekrar atarlar mıydı? merak ettim... Umursamazlık, nasıl olsa arkadan biri toplayacak, zaten bizden önce de atılmış, vb.gibi düşüncelerle bu saygısızlık yapılıyor. Ben bunu öncelikle kendine saygısızlık olarak görüyorum. Bir de şu var, iş hayatında da çok rahatsız olduğum bir konuydu. İnsanlar tek tek çok iyi; ama bir araya geldiklerinde korkunç olabiliyorlar. Ortak kullanım alanlarının kullanımı konusunda da bu geçerli..Evinde hijyen hastası kesilen biri, ortak kullanım alanlarını kullanırken inanılmaz davranıyor. Kendi yaptığının anlaşılmayacağı rahatlığı mı? yoksa başka biri temizleyecek nasılsa mantığı mı? ya da her ikisi..  Sınırlı bir alanı temizleme