Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ANTALYA'DA SONBAHAR

Zonguldak ve Eskişehir de yaşadığım yıllar sonbahar ayını sevmezdim. O zamanlar, yağmur, kar-kış, sis gibi hava şartları belirlerdi ruh halimi :) Ciddilik payı olsa da şaka bir yana, deniz mevsimi kısa sürdüğü için sevmezdim. Yaz ortasında bile, yarın denize gideceğiz; ama hava nasıl olur ki diye düşününce. Antalya'da yaşamaya başladığımdan beri sonbahar aylarını çok seviyorum. Özellikle Eylül 15 sonrası, Ekim ve Kasım ayları..herkes evine-köyüne döndüğü için, okullar açıldığı için, sahil sakin, deniz temiz ve berrak, ayrı bir huzurlu oluyor. Geçen yaz ve sonbahar ayları çalışmadığım bir dönemdi, bu fırsatı oldukça iyi değerlendirdim. Sadece deniz konusunda değil tabi..Ekim-Kasım aylarında denize gidip yüzen bir avuç insan kalıyor. Bana onlar, operaya yanında opera seven biriyle gidip izlemiş-dinlemişsin gibi geliyor. Şu an birden aklıma geldi bu benzetme aslında. Operaya çok sık giden biri değilim; ama severim, özellikle canlı izleyerek dinlemeyi. Bir senesi hatırlıyorum, faz...

GÜZELLİKLERE HER ZAMAN İHTİYACIMIZ VAR!

                    Özel günleri neden seviyorum? Çünkü herkeste olmadığı kadar bir pozitiflik, bir iyimserlik..Unuttuğumuz hoşgörü. Bayramlar mesela; her ne kadar eski bayramlar kalmadı dense de, kızgınlık, küskünlük o gün için unutuluyor. Uygulayan az da olsa var. Sevmediği birine bile, bayram hatırına iyi davrananlar var. "Bugün bayram kalp kırmayalım.!" Yeni yıl kutlamaları. Ne değişecek dense de; birçoğumuz bir sonraki yıla saklar yarım kalan hayallerini, yeniden planlar yapılır, yapılacaklar gözden geçirilir. Artılar-eksiler değerlendirilir. Gördüğüm kadarı ile yine, sadece sevdiklerimize değil, tanımadığımız insanlara bile 'İyi yıllar!' dileğinde bulunuyoruz.. Bu söz ile ne kadar mutlu olan, kendini iyi hisseden, yüzüne kocaman bir gülümseme yayılan insanlar biliyorum. Doğumgünleri. Yılda iki kere kutlansın; ama bir yaş atarak :-) Ne güzel dilekler, içten dualar duyuyor insan, nasıl mutlu olmazsın. Hediye a...

SOS-YAL MEDYA

Dün uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımı aradım. Yaz başında rahatsızdı, sonrasında aradığımda telefonu kapalıydı, bir daha aramadım. Telefonla iletişim konusunda tembelim. Bugün, az sonra, şimdi müsait değildir, derken zaman geçer. Arkadaşımın, arada facebookta paylaştığı fotoğrafları gördüğüm için, kendimce iyi olduğu sonucuna varmıştım :( Dün ilk aradığımda telefonu kapalıydı yine, görünce o beni aradı. Meğer teşhis ve tedavisi uzun bir hastalığa yakalanmış. Hastalığı yüzünden, yaz tatilini çoğunlukla evde geçirmiş. Ve daha iyileşmemiş :( Sanal aleme öyle bir sardık ki, normalde insan ilişkileri nasıl olurdu unuttuk. Facebookta paylaştığı bir fotoğrafa, bir iletiye göre yorum yapıyoruz kendimizce. Keyfi yerinde, şu an gezmede vs.. Benzer hareketi, kendimde de farkedince, çok kızdım. Fotoğraf örneğini verince başka iletişimsizlikler de geldi aklıma. Evet paylaştıkları sayesinde, tanımadığımız biri hakkında fikir sahibi olabiliriz, bu doğru; ama tanıdığımız birinde duru...

BİR KİTAP - DİLRUBA

1905’te Topkapı Hamamı’da çıkan büyük Edirne yangınında hem öksüz hem yetim kalan Dilruba’nın hikayesini anlatıyor yazarımız. Bir yetimin hikayesi gibi gözükse de, aslında Osmanlı topraklarında, şeriat altında yaşayan, peçeye mahkum edilen tüm kadınların hikayesini ve mücadelesini anlatıyor.  14 yaşında, ailesini yangında kaybeden Dilruba’yı Darülaceze’ye yerleştiriyorlar. Dedesi ve amcası onu sahipleniyor. Dedesi son derece mülayim, anlayışlı ve boş vaktini atölyesinde resim yaparak geçiren bir ihtiyardır. Evde amcası, hasta yengesi ve desteğini her zaman hissettiği Kazım ağabeyi yaşamaktadır. Yengesi hasta yatağında yatarken, amcası, kızı yaşlarında oldukça güzel ve daha önce hiç evlenmemiş olan Züleyha ‘yı kuma olarak getirir eve. Yengesinin beklenen ölümü ile evin hakimiyeti Züleyha’ya geçer. Güzelliği ve cilvesi ile amcasını parmağında oynatan Züleyha, ev halkına karşı çok sevecen değildir. Dedesi, Dilruba’yı muallim mektebine yazdırır. Bu okul, Dilruba’nın yaşa...

BİR KİTAP - BAY DALDRY'NİN TUHAF İSTANBUL YOLCULUĞU

                     “Rastlantıların basitliğine, tesadüfün sahiciliğine” inanıyor musunuz?  Evet ? O zaman anlatacaklarımı iyi dinleyin lütfen.  Kitap, falcı kadınlara, alın yazısına ve hayattaki benzeri ipuçlarına inanmayan, koku yeteneği olan, Alice ve kavşak resimleri yapan, ressam Daldry’nin tuhaf hikayesini anlatıyor. Zaman zaman, Marc Levy’nin basit ama masalsı anlatımını, bazen hayal gücünü zorlayan, fantastik romanlarını okumayı seviyorum. Bay Daldry ve Alice iki komşudur. Alice’in arada bir gelip geç saatlere kadar oturan gürültücü arkadaşları vardır. Dolayısı ile komşusu Alice’i pek sevmez. Alice’in, geceleri şehrin yıldızlarını, gündüzleri gökyüzünü görebileceği bir cam çatısı vardır. Oysa ki bu cam çatı Bay Daldry’de olmalıydı. Alice arkadaşlarıyla Brighton’a yaptığı bir gezide, onların ısrarı üzerine falına baktırır. İnanmamasına rağmen kadının bakışları, sesi ve söylediği birkaç...

GEZELİM-GÖRELİM-YİYELİM (!)

Farklı kültürleri tanımak, değişik yerler gezmek-görmek, insanın ufkunu genişletiyor diyorlar ya; yalan. Elbette gezelim-görelim-yiyelim(!) tarzında çok şey katıyordur :-) Ukalalık yapmak istemiyorum; ama gözlemlediğim kadarıyla öyle ne yazık ki. Gitmeden önceki hallerini biliyorum, dönünce gittikleri gibi döndüklerini görünce hayal kırıklığına uğruyorum nedense. Üstüme ne vazifeyse, bilgelik katıp kendilerine dönmelerini bekliyorum galiba :) Mutlaka farkındalığı yüksek insanlarda durum böyle değildir. Şimdi herkesi bir tutmak yanlış olur. Demek ki düşünebilmek için, bakış açımızı genişletebilmek için, bir basamak daha yukarı çıkabilmek için kilometreler gitmeye gerek yok bazen. İnsan odadan odaya geçerken de bilgece düşünebilir :-) Bunları düşünürken Elif Şafak'ın bir yazısı geldi aklıma. 'Ermek ya da Erememek'. Hindistan'a gidip, iki ay inzivaya çekilip, geri dönen bir arkadaşını ziyarete gidiyor Elif Şafak. Arkadaşı, mutfaktan iki tepsi ayıklanmamış, ku...

YİNE SEVDİM

Yaşlıları çok seviyorum, bu akşam bir kere daha emin oldum. Akşam iş çıkışı, eve gitmeden, markete uğrayayım dedim. Yorgun ve dalgın bir şekilde yürüyorum, başım yere bakıyor-muş. Tanımadığım bir teyze yanımdan geçerken "Çok mu yorgunsun, gözün kapalı?" dedi. Birkaç adım geçmiştim, ona doğru döndüm, gülümsedim. Ben gülümseyince, yanıma geldi "Gözlerin kapalı gidiyorsun, yorgun olanın gözü kapanır" dedi. "Yoruldum teyzecim, işten geliyorum" dedim. Sonra nedense, teyze beni kırdığını düşündü. "Kızım, darılmadın değil mi bana, öyle dedim, diye" dedi. "Yok teyzecim, olur mu hiç" dedim. Sonra sarıldı, öptü beni, birden çok sevdim teyzeyi, anneannemi hatırladım. İyimser, tonton, tatlı dilli yaşlıları çok seviyorum. Anneannemin önümüzdeki ay, ölüm yıldönümü, ağzından dua eksik olmayan, sakin, pırıl pırıl, giyinmeyi ve gezmeyi çok seven biriydi. Aile büyüklerinin, insanın hayatında önemli bir yere sahip olduklarını düşünüyorum. Birle...

ZAMAN MAKİNESİ YAPILSIN ARTIK :)

Hiç bir bebeğin gelişimini gözlemleme fırsatınız oldu mu? Büyük yeğenimin bebekliğinde, benim bir süre oldu. Doğduğunda sıfır, hiç bir şey bilmiyor ve sonra gün gün, saat saat büyüyor. Gülmesi bile hayret verici bir olay oluyor yakınındakiler için, 'Aaaa bana güldü!!' :-) Bebek sevmeyen ya da yakınında olmayan biri için ne kadar sıradan bir şey.  Bebeklerle başladım; ama aslında bebekler değildi bu yazının sebebi. Yetişkinler ve yaşlılar. Onlarda durum tam tersi, belli bir yaştan sonra yaş aldıkça küçülüyorlar. Çocuk gibi, birşeylere hayret edip, çocuk gibi saçmalıyorlar. Yani durum, 'Benjamin Butto'nun Tuhaf Hikayesi' gibi olmasa da, yaşlandıkça küçülüyoruz işte. Bir bebeğin, gözünüzün önünde büyümesi ne kadar heyecan ve mutluluk verici ise; bir yetişkinin yakınınızda 'büyümesi' de tam tersi, üzücü. Hep öyle kalsalar istiyorsunuz... Yazmayalı uzun bir zaman oldu. Şöyle çatlak patlak bir şeyler yazmak isterken drama boğulduk yine :) ...

BİR KİTAP - ROMANTİKA

Size Romantika’yı anlatmaya çalışacağım desem, umursamayacaksınız, biliyorum. Şu Çılgın Türkler’in yazarı, Turgut Özakman’ın yazdığı bir kitap dersem? Turgut Özakman’dan romantik bir aşk hikayesi. İlk basım tarihi Ocak 2000, benim okuduğum ise yedinci baskısı. Yaklaşık beş yıldır aklımda; ama bir türlü alıp okuyamamıştım, hep araya başka kitaplar girdi, unuttum. Romantika, yazarımızın ikinci kitabıdır. Yazarımızın, Diriliş-Çanakkale, Cumhuriyet-Türk Mucizesi gibi çok değerli kitapları bazı kitaplarındandır. 28 Eylül 2013’te, 83 yaşında vefat etmiştir. Geçen yine farklı bir kitabı almak için gitmiştim, yokmuş, rafta Romantika’ya takıldım, aradığım kitap da yoktu, demek bu kitabı okuma zamanım gelmişti. Elime aldım, sayfalarını çevirdim, beni saracak gibi hissettim, kitap kapağı da çok güzel. Kabartma şeklinde iki kelebek.  Hikayeyi romanımızın kahramanı Doğan Hoca’nın kızı Şirin’den dinliyoruz. Doğan Hoca 1960’lı yıllarda, sanat tarihi kürsüsünde aydın bir doçenttir. Sağ-sol...

BİR KİTAP - SON ADA

"Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır." ‘Son Ada’ kitabını, tavsiye üzerine aldım. Zülfü Livaneli kitaplarını çok severim, Anlatımı sade, abartıdan uzaktır. Sade anlatımının yanında, okurken o zamanlara gider, o anları yaşar, yazılanları hissedersiniz. ‘Son Ada’ alegorik edebiyatının (Bir fikrin, davranışın eylemin, duygunun, bir kavramın ya da bir nesnenin simgelerle, sembollerle ifade edilmesi) örneklerinden bir kitap. Kitap kapağı da hikayeye yakışan türden olmuş. Yazarımız bu romanı ile 2009 Orhan Kemal Roman Armağanı'nını almış. Kitap için, “ Belli bir ülkeyi anlatmamasına karşın, belki de benim en politik romanım ” diyor, yazarımız. Çoğumuzun aklına tatil geldiğinde, tropik adalar düşünür. Yemyeşil bir ormanın kenarında, fildişi renginde kumsallar, berrak sular hayal ederiz. Hikayemiz de böyle bir adada geçiyor. Son Ada, son sığınak, son insani köşe.. Tesadüfen bir araya gelmiş kırk aileden oluşan...

BİR KİTAP - ELİF

“Küçük Elif daima beklenmedik bir anda zuhur eder. Sokakta yürürken, bir yerde otururken….Kendine bile açıklayamadığın bir şeyleri anlamakta olduğunu bilirsin. Büyük Elif, aralarında çok güçlü bir bağ bulunan iki veya daha fazla kişinin tesadüfen Küçük Elif’te bir araya gelmesiyle zuhur eder. İsa başlangıcı ve sonu tarif ettiğinde, Elif zamanın dışında kalandır." Bir partiye gittiğinde, salonun bazı yerlerinde kendini daha rahat hissedersin. Bu örnek Elif’i açıklamak için biraz zayıf kalıyor; ama ilahi enerjinin akışı herkes için farklıdır. Eğer partide doğru yeri bulabilirsen enerji sana canlılık ve güven verir. Bazen Elif noktasından geçen biri, orayı gayet iyi tanıyormuş gibi tuhaf bir hisse kapılır. Fakat durup uzun boylu düşünmeyeceği için bu his çok geçmeden kaybolur.” Paulo Coelho, kitabı en çok dile çevrilmiş yaşayan yazarlardan biri olarak Guinnes Rekorlar kitabına girmiş birisidir. Kitaplarından Simyacı, tarihte en çok satan kitaplardan biri olmuştur. Ele...

BİZE BİRAZ ÇOCUK GÜCÜ GEREK

Yaklaşık on gündür yeğenlerimi görmemiştim. Bugün biraz onlarla vakit geçirdim, çok özlemişim. Çocukların ne güzel bir hayal gücü var, cesurca, korkusuzca, saf bir içtenlikle düşünüyorlar ve istiyorlar. Bir çocuk bir şey anlatırken dikkat edin. Nasıl heyecan ve coşkuyla, gözleri parlıyor anlatırken; çünkü inancı tam. Fantastik bir dünyada yaşıyorlar. İmkansızın anlamını bilmiyorlar, sadece o an gözünde canlandırdığına inanıyor.  Bazen bizim de ihtiyacımız olan bu sanırım.  Saf kalple, inanarak, heyecan ve coşkuyla istemek. Yeğenim yedi ya da sekiz yaşına girdiği seneydi sanırım, bir an önce büyümek istediğini anlatıyordu. Sebebini sordum. 'İstediği zaman, istediği kadar dondurma yemek ve alabilmek.' Buymuş sebebi. Çocuklar için, sadece bizim basit gördüğümüz konular zor. Diğer her şeyi öyle kolay kurguluyorlar ki, tam istedikleri gibi. Ben de biraz hayalperest bir çocuktum. Ben daha çok okuduğum kitaplardan etkileniyordum sanırım. Çocukluğumda şimdikinden daha düzenli kit...

İNSANIN CANININ ÇOK SIKILDIĞI YAŞLAR

Onbeşli yaşlarımı hatırladım bugün, hatta tam onbeş kısmını. Nereden, ne sebeple hatırladım bilmiyorum. O yaşlarda Zonguldak'ta yaşıyordum. Dört katlı bir apartmanın giriş katında oturuyorduk, evin önünde küçük bir bahçe vardı. Sağımızda üç katlı bir apartman vardı. Her bir kat birbirinden bağımsızdı. Alt katta genç evli bir abla vardı, onu çok severdik. Rize'li komik biriydi. Orta katta ise, bir dairede altmışlı yaşlarında bir teyzemiz vardı. Allah huzur içinde yatırsın, çok tatlı, şeker gibi biriydi. Kafa dengiydi, onbeşli yaşlarda bazılarının canı çok sıkılır, ne yapacağını bilemez. Ben de öyleydim :-) Annemi kandıramazsak, o teyzeye söylerdik, sahile vb. bir yerlere gitmek için. Onun bitişiğindeki dairede de, Erzurum'dan gelmiş bir aile yaşardı. Üç tane kızı vardı ve tuvalet camları bizim sokak kapımıza bakıyordu. Bizim kapı zili çalmışsa ya da kapı açılmışsa ve lavobada biri varsa mutlaka kafasını bir çıkarırdı oradan :-)(anne veya üç kızından biri)  Sol tarafım...

BİR KİTAP - GÖLGE HIRSIZI

İnsanların ne düşündüklerini ya da onları nelerin mutsuz ettiğini bilme gücünüz olsaydı ne yapardınız? “Gölgesini çaldığın her insanın, hayatını aydınlatacak o ışığı, gizli belleklerinin o parçasını bul, biz senden yalnız bunu istiyoruz. ‘Biz?’ ‘Biz gölgeler’ ‘Sen sahiden benim gölgem misin?’ ‘Senin, Yves’in, Luc’un, Marques’in, ne fark eder, sınıf temsilcisiyim diyelim.’ ” Kahramanımızın adı hiç geçmiyor kitapta. Bir adı olmadığı için kahramanımıza Gölge Çocuk diyeceğim. Yazarımız, uzun cümleler kurmasına rağmen akıcı bir dille çevrilmiş. Fantastik hikayeler seviyorsanız özellikle okumalısınız.  Sınıfının en kısası olmak, okul hayatı boyunca rahatsız etmiştir onu. Bu rahatsızlığa aynı zamanda, tahtayı silmek, tebeşirleri yerleştirmek, spor salonundaki minderleri toparlamak, çok yüksekte olan rafa basket toplarını dizmek ve en kötüsü de sınıf fotoğrafında en ön sırada poz vermek zorunda kalmak gibi durumlar da ekleniyor. Sınıf arkadaşı Marques...

BİR KİTAP - CUMHURİYET GELİNİ

“Bu kitabı Sgk Narlıdere Dinlenme Bakımevi’ne girmek istediğimi söylediğim zaman ‘Hayırrr!’ diye itiraz eden, beni bu isteğimden vazgeçirmek için pek çok öneriler sunan çocuklarıma ve torunlarıma adıyorum. Dışarıdan bizim yaşantımızı bilmeden, ‘Bakacak kimsen yok muydu? Aman! Allah beni huzurevine düşmekten korusun!’ diyenlerin düşüncelerini değiştirmek için bu kitabı yazdım.” diyor yazarımız Sevil Yalçınduran.  Kitabı okuyana kadar hiç bu açıdan düşünmemiştim. Geçen yıl, üyesi olduğum bir dernekle yaptığımız, huzurevi ziyaretini hatırladım sonra. Adını sorduğumuzda söylemeye çekinen, teyzelerimiz ve amcalarımız, ellerine mikrofunu alıp, şiir, şarkı, mani ne biliyorlarsa, çocuk heyecanıyla söylemek için yarıştılar birbirleri ile. Yazarımız da, bir çoğunun gençken yapamadığı pek çok şeyi, geç de olsa orada yapma fırsatı bulduğunu anlatıyor. Halkeğitim kendilerine çok güzel imkanlar sağlamış. Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği koroları, tiyatro kursları gibi. Hobi o...

BİR KİTAP - SEN BANA MEVSİMLERDEN SÖZ ET

“Yüzleri insanı yanıltmayacak kişiler var; korunmuş oldukları hemen anlaşılır. Bazıları acılara, bazıları da derin duygulara karşı korunmuş. Görünüşleri durgun denize benzer. Pürüzsüz.” Reenkarnasyona inanır mısınız? Eğer cevabınız ‘Hayır’ ise, kitaptan sonra en azından kafanız karışacaktır. Belki önceden umursamadığınız rüyalarınız sizi uyutmayacak Belki de hayata geçirmeye değer bulmadığınız ya da cesaret edemediğiniz düşlerinizin peşinden gideceksiniz. Belki rastlantı olarak gördüğünüz olaylar merakınızı uyandıracak, yaşamınızın eksik parçalarını bulup puzzle’ı tamamlamak isteyeceksiniz. Reenkarnasyon konusunda ben ortada bir yerdeyim; ama “Yeniden doğmak: İnsan bir hayattan daha iyisine geçiyor, bilgelikte ve dinginlikte gelişiyor, tüme yaklaşıyor.” fikri mantıklı geliyor. Bu kitap bir aşk hikayesinden daha çok, Şamanlıktan, Reenkarnasyondan, Antik Yunan’a kadar her şeyi anlatan bir kitap. “Bir zamanlar birbirlerini çılgınca seven bir erkek ile bir kadın vardı. Eskiden yaşadıla...

BİR KİTAP - BUDA, GEOFF VE BEN

“Budizm doğal olanları takdir etmenin bir yolu muydu, yoksa bazı şeyleri değiştirme konusunda bir şey miydi? Kendi yaşamının kapısını açmak, evren sırlarının kapılarını açmaktan daha da zordur.. Hayatın gerçeklerle doldurulmayı bekleyen bir boşluktur. Eğer bunu sen yapmazsan başka biri yapacaktır Budizmde Lotus Çiçeği (Nilüfer) bir simgedir. Nilüfer çiçeği bataklıklarda yetişir. Bataklık bizim sorunlarımız, kederlerimizdir, acılarımızdır. Potansiyeli açığa çıkarmayı beceremezsek çiçek yoktur.” Ortalama, hatta vasat bir mutlulukla yaşarken bir gün biriyle karşılaşırsınız ve hayatınız değişir. Yaşama, olaylara, yaşadıklarınıza bakış açınız değişir. Ed’in hayatı da bu şekilde bir karşılaşma ile değişiyor. Bir gün barda tesadüfen karşılaştığı içki ve sigara içen garip Budist Geoff, Ed’in can dostu oluyor. İlk başlarda Ed, Geoff’a güvenmiyor, nasihatları canını sıkıyor. Buna rağmen ne zaman başı sıkışsa bu garip Budist adamı arıyor. Geoff ise her seferinde aynı ilgi ve içtenlikle onu dinli...

BİR KİTAP - DUYGUSAL SERMAYE

   Geçen sene, yazarımızın bir söyleşisine katılma şansım oldu. AGT’nin başarısı dışında, hiçbir bilgiye sahip değildim. Çok vaktim yoktu; ama hazırlıklı da gitmek istiyordum. Duygusal Sermaye kitabını aldım. Kitaba karşı bir tereddütüm vardı, teorik bilgilerden oluşan bir kitap olduğunu ve nasıl okuyacağımı düşünüyordum. Okumaya başladıktan sonra, endişemin ne kadar anlamsız olduğunu anladım .‘Duygusal Sermaye’ bir başucu kitabı özelliği taşıyor. AGT gibi şirketler, Mehmet Semih Söylemez gibi Ceolar çoğalsa diyorsunuz okurken. Kitabı tek bir cümle ile anlatacak olsaydım, Mehmet Bey’in şu cümlesini seçerdim: “Duygusal sermayeyi önemli kılan; insanoğlunun önemsenme ve değer görme ihtiyacıdır.” Yazarımız bu düşünceyi, yer yer kendi memleketi olan İskilip’ten de örnekler vererek o kadar güzel anlatmış ki; ben de anlamı bozmamak adına, daha çok yazarımızın cümlelerine yer vermek istiyorum size anlatırken.    Paylaşımın, birlikte başarmanın karşılığı olduğuna...

BİR KİTAP - KÜÇÜK ARI

                                 EN SON NE ZAMAN BİRİNE FAYDANIZ DOKUNDU? “Bu kitabı okuduğunuzda anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda lütfen, neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü olayların akışında” diyor yazarımız kitabın arka kapağında. Anlatma isteğime buna uymaya çalışarak devam edeceğim ben de. “Çoğu zaman Afrikalı bir kız olacağıma madeni bir İngiliz Sterlini olmayı isterim. Yani ben bir mülteciyim ve çok yalnızım. Bir İngiliz kızı gibi görünmemek ve bir Nijeryalı gibi konuşmamak benim suçum mu?  Ve gözetim merkezinden salıverilen bu kadın, bu yaratık; yani ben, insanlığın yeni bir türüyüm. Dilimi gazetelerinizden öğrendim, giysilerimi eskilerinizden aldım ve yokluğuyla ceplerimi sızlatan da sizin paranız.  Sizin ülkenizde yeterince korkmamışsanız, gidip bir korku filmi izleyebilirsiniz. Sizin ülkenizde dehşet, ondan yana bir derdinizin olmadığını kend...

BİR KİTAP - İNCİR KUŞLARI

                              BİR KURŞUNLA ÖLMEK EN BÜYÜK HEDİYE OLABİLİR Mİ? “Yaşlı gözlerimi ellerimin arasına gömüp bir an ölümü düşündüm. Kim bilir şimdi ne kadar da güzeldir ölüm. Kahverengi toprakta huzur içinde uyumak, başının üzerinde hafifçe esen yelin kuru otlar arasında çıkardığı hışırtıyı dinleyip hoş bir seda bulmak. Ve her şeyden önemlisi, içinde bulunduğun anı unutmak, hayatı ve bu hayatta yaşayan günahkar insanları bağışlamak.” Gerçek yaşam öyküleri her zaman ilgimi çekmiştir. Uzak değil çok yakın bir zamanda 1992’ de Avrupa’ da yaşanan bir soykırımı anlatıyor. Kitabın ortasına geldiğim gün bıraktım, bitiremeyeceğimi düşündüm, alt-üst etti beni. Kitabı ağlayarak bitirdim. Haberlerde izlediklerimiz, duyduklarımız masal gibiydi, bir de o zamanlar daha küçüktük. Okuduktan sonra şunu düşündüm. ‘Savaşta bir kurşunla ölmek, en büyük hediye olabilir mi? Evet olur!’ İnsanın acı limiti y...