Ana içeriğe atla

Kayıtlar

SEN KİMSİN?

Az önce bir sitede gezinirken, Kürk Mantolu Madonna kitabı geldi aklıma. Kitabı okuyanlar Raif Efendi'yi bilir onun günlüğünde yazdıklarını okuyana kadar, onu içine kapanık, silik, ekmek kavgasında biri olarak tanırız.   Baktığım sitede de, yazıları yazanların fotoğrafları vardı, ilk baktığımda sıradan fotoğraflar gibi geldi. "Aa bu çocuk mu? bu adam mı yazmış" dedim. Sonra merak ettim, yazılarına bakayım, dedim. Yazıları okuyunca fotoğraflarla aramda duygusal bir bağlantı oluştu, o insana başka bir gözle bakmaya başladım. Yazıyı yazan insan o fotoğraftakiydi işte, o cümleleri kuran, özlemleri olan, hayalkırıklıkları yaşayan, anıları olan, hikayesi olan bir insan.. Tanıştığımız ya da uzun zamandır tanıdığımız aslında sadece tanıdığımızı sandığımız birçok insanda da böyle değil mi? Mesela ben herkesle herşeyini paylaşmayı çok sevmeyen biriyim, merak edenlerle değil, değer verenlerle daha yakın arkadaşlıklar kurmayı tercih ederim. Bu sebeple de bazılarına göre h...

BİR KİTAP&BİR ANI - KİŞİSEL DİRENİŞ KİTABI (ENVER AYSEVER)

Edebiyat ne işe yarar? "Faili belli olmayan ve herkesin bildiği sırrı, açıktan söyleyendir edebiyat!"  (Kırmızı Pazartesi'denmiş, ben okumadım, yazarımız bahsetmiş) Bir ara kitap özetlerimi bir site için yazıyordum, makale yazarı arkadaşlarımdan biri, makalesini yazdığı kitabın yazarı ile röportaj yapmıştı. Röportaj hiç bilmediğim bir konu; ama ben de heveslendim birden. İlk aklıma gelen de Enver Aysever olmuştu. O sıralar Bu roman O Kız Okusun Diye Yazıldı 'nın makalesini yazmıştım, twitterdan da yazarı takip ediyorum, uğraşmıştım ama dikkatini çekememişti makalem. aykiriakademi.com'dan kendisine bir mail attım, sitemizden bahsettim, makalemin linkini gönderdim, kendisi için küçük, sitemiz için büyük fark yaratacak bir şey olduğunu yazdım. Ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, asistanı Aslı Hanım'dan mail geldi, Enver Aysever'in ertesi gün Nazım Kültür Merkezi'nde olacağını, 12:00'de yarım saat bana vakit ayırabileceğini ve ...

YAZ- YAZ GİBİ

Kürşat Başar'ın Yaz kitabını okumak yaz mevsimine kısmetmiş. Kürşat Başar'ın okuduğum ilk kitabı. Nasıl insanın bilgisi arttıkça, ne çok şey bilmediğini farkediyorsa, aynı durum okumada da geçerli. Okudukça, okumadığın ne çok kitap olduğunu görüyorsun.  Yaz romanı beni hikayesiyle sarmadı aslında, hikayeyi anlatmaya kalksam sıradan gelebilir size, yazarın anlatım biçimi, içtenliği sardı beni. Diğer romanlarını merak ettim, acaba onlarda da bu tarzı yakalayabiliyor mu insan? Okurken ilk defa bir yazarı merak ettim, onunla tanışmak, sohbet etmek istedim. Yazarın Felsefe okuduğunu öğrendim sonra, bunu içimi ısıtan cümlelerinden anlamış olmalıydım ya. Yaz mevsimini çok severim, Yaz romanını da sevdim, yok aslında romanı değil, kitaptaki anlatımı, ruhu sevdim, cümleleri sevdim.  "..Ve bunca yıl sonra itiraf etmeliyim ki gerçek benim sandığım kadar karmaşık değilmiş ve aslında sözcükler onu bozup içinden çıkılmaz hale getiriyormuş. Çünkü sözcüklerin b...

SİDDHARTHA ÜZERİNE BİRKAÇ NOT

"Anlamını çıkarmak istediği bir yazıyı okuyan biri, işaretleri ve harfleri küçümsemez; yanılsama, rastlantı ve değersiz bir kabuk diye bakmayıp, okur, inceler ve sever onları.." Canımız sıkkın olduğunda gitmek isteriz, Boşluğa düştüğümüzde, beklenti içinde olduğumuzda, bir şeyleri beklediğimiz sırada gitmek isteriz. Sanırız ki gittiğimizde içimiz ferahlayacak, neyse o eksik yerine oturacak. Gittiğin yerde kendini bulursan, bazı gitmeler öğreticidir.   Kitabı bir dostumun tavsiyesi üzerine okudum. Okuyalı epey bir zaman geçti, bir türlü yazamadım, ilk okuduğum zamanki duygularla yazmayı seviyorum aslında, kitabın sardığı o görünmeyen şey etrafımı sardığında..o zaman kurduğum cümleler kitapla daha güzel özdeşleşiyor.  Siddhartha mutsuzdur, bir hedefi vardır. "...arınmış olmak, susamalardan arınmış, istemelerden arınmış, düşlerden, sevinçlerden, acılardan arınmış...Ben olmaktan çıkmak, boşalmış bir yürekle dinginliğe kavuşmak, benliksiz düşünmelerle mu...

BİR KİTAP - KÜÇÜK MAVİ EMPATİ KİTABI

Durum şu ki; Ah Canım! Vah Canım’dan öteye gidemeyen bir ‘Empati’ duygusuna sahibiz. Nil Gün’ün Kişisel Gelişim üzerine çok değerli kitapları var, hatta bu alanda en iyilerden diyebiliriz. Kitap okumayı sevmeyenler için, bazı kitaplarının Cd’leri de var. Kuraldışı ile kişisel gelişim alanında, hem kurumlara hem bireylere yönelik workshopları var. Workshopların amacını; “Hasta insanı normal insan haline getirmek değil, normal insanı sağlıklı insana dönüştürmek.” olarak tanımlıyor. 1972 yıllarında gittiği California'da ondört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklı olarak yaşamış. California’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve humanistik psikoloji alanlarında eğitim gören yazarımız Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing ve NLP eğitimleri de almış. Köşe yazarlığı da yapan Nil Gün’ün radyo ve TV programları da var. 1995 yılında kurduğu Kuraldışı Yayınları'nda psikoloji ve bireysel gelişim, daha sonra kurduğu Ötesi Yayınları'nda felsefe, Aykırı Yayınla...

BİR KİTAP - ŞEYTAN VE GENÇ KADIN

"İnsanın sahip olabileceği en değerli şeyi yitirmiştim ben: insanlara duyulan güveni." Herşeyin bir sebebi ve zamanı olduğunu düşünürsek, yıllardır kitaplıkta duran Şeytan ve Genç Kadın'ın okunma zamanı 2015 Mart ayıymış. Hikaye Bescos isimli, kendi halinde, gelişme kaydedememiş küçük bir kasabada geçiyor. Yüz sekizi kadın, yüz yetmiş üçü erkekten oluşan bu kasabanın tek genç insanı Chantal isimli bir kadındır. Genç biri için oldukça sıkıcı bir durum olmalı bu. Chantal köyün otel barında garsonluk yapmaktadır. Kimsesi yoktur. Kasabadan kurtulup büyük şehirlere gitmek istemektedir; ama bunu gerçekleştirecek ne parası ne de cesareti vardır. Hikaye, bir hafta içinde gerçekleşiyor ve bitiyor. Kasabaya orta yaşlarda Carlos isimli yabancı bir adamın gelmesi ile birlikte olaylar başlıyor. Yabancı, bir haftalık konaklama ücretini peşin olarak öder. Kasabaya gelme amacı vardır. Bu hedefine ulaşmak için aracı olarak Chantal’i seçer kendisine. Chantal ise herş...

BİR KİTAP - KORKU - OSHO

Osho’yu bilmeyenimiz yoktur. Daha çocuk denecek yaşlarda, başkaları tarafından ezberletileni kabullenmektense, kendi gerçekliğini deneyimlemeyi tercih etmiştir. Kendisi ‘Asi Ruh’ olarak da anılıyor. 1931 yılında Hindistan’da doğmuştur. Tüm Hindistan’ı dolaşarak, tutucu din adamlarına meydan okumuştur. Hiçbir geleneğe ait olmadığını söyleyen Osho’nun, öğrencilerine ve dünyanın her yerindeki sevenlerine yaptığı konuşmalar otuzdan fazla dile çevrilmiş, altı yüzden fazla cilt halinde yayımlanmıştır. 1985 yılında yılında göçmenlik yasalarını ihlal etmek suçlamasıyla gözaltına alınmış ve bu sırada yavaş yavaş zehirlendiği söylenmiştir. Osho, Doğu’nun meditasyon teknikleri ile Batı’nın terapi yöntemlerine yepyeni bir bakış açısı getirmiştir. Toplum, din, politika, felsefe, psikoloji ve insanın varoluş ilişkisini ele alan Osho, bu konularda ileri sürdüğü oldukça cesur ve kalıpları kıran savları, söylemleri ve iddiaları ile birçok otoritenin tepkisini çekmiştir. Bazen dine karşı bazen dinin ...

BİR KİTAP - İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN

Bir gün kitap rafları arasında dolaşırken “ İçimizdeki Şeytan ” adı ile dikkatimi çekti. Bir ara bu İçimizdeki Canavar’a takmıştım. Bununla ilgili bir şeyler yazmaya çalışmıştım. Sanırım kitabı görmem de aynı zamanlara denk geldi. Yazarı da Sabahatin Ali olunca hiç düşünmeden kitabı sevdim ve aldım. Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna yazarımızın en bilinen eserlerindendir. Bir yazısı yüzüne tutuklanmış, üç ay hapis yatmış ve  sürekli izlendiği için, 1948 yılında yurtdışına kaçmak isterken öldürülmüştür. Öyküleri, şiirleri de vardır. Büyük bir romancı ve büyük bir hikayecidir. Solcu bir aydındır. Yaşadığı dönemin göreceli özgürlük ortamında oldukça cesurdur. Kürk Mantolu Madonna son yılların en çok okunan kitaplarından biri olma özelliğini taşıyor. İnsan ruhunu çok iyi anlattığı için olabilir mi? İçimizdeki Şeytan realist bir üslupla yazılmış. Tirat anlatımı ile dikkat çekiyor kitap. İkinci Dünya Savaşı öncesi sosyal, siyasi ve fikir ayrılıklarına da değiniyor kitap....

BİR KİTAP - TEK TADIMLIK HAYAT

Çok az bir ömrünüz kaldığını öğrenmiş olsanız şu an yaptığınızdan farklı ne yapardınız? Hiç düşündünüz mü?  Aslında hepimiz bir gün öleceğimizi biliyoruz, sadece zamanını bilmiyoruz. Bu durumda bu her an olabilir.  Tek Tadımlık Hayat gerçek bir yaşam öyküsü. Çevirisi de oldukça içten ve samimi. Yazarımızın tek kitabı. Kitabın başında, yazarımızın meslektaşlarından bazılarının kitap hakkındaki yorumları var. Birisi diyor ki; “Teşekkürler Dr. Lipshental, kalbime dokunduğun ve ruhumu uyandırdığın için.” Yorumlar sonrasında kitap, Önleyici ve Tıp Araştırma Enstitüsü Kurucusu ve Başkanı San Francisco-Kaliforniya Üniversitesi Profesörü Dean Ornish’in çok güzel bir Önsöz’ü ile başlıyor.  Dr. Lipsenthal uzun yıllar bir çeşit Kalp Hastalıklarını Geri Döndürme Programı olan Ornish Programı’nda doktor olarak çalışmıştır. Yüzlerce hastasının ölüm korkusunu yaşama sevincine dönüştürmüştür. İçinde bir yerlerde Rock yıldızı olma hayali kalmıştır. “Hayatta kolesterol...

KORKU VE CESARET ÜSTÜNE

Severek okumaya devam ettiğim kitap anekdotlarla dolu ve makalesinden önce bu anekdotlardan birini yazmak istedim; "Bir keresinde, bir denizin kenarındaki bir kumsalda, büyük bir festival yapılmış. Binlerce insan katılmış ve aniden hepsi tek bir soruya odaklanmış-deniz ölçülebilir mi, ölçülemez mi; dibi var mıdır, yok mudur; derinliği ölçülebilir mi? Tesadüfen, baştan aşağı tuzdan yapılma bir adam da oradaymış. "Bekleyin" demiş, "Tartışın, ben de bu sırada okyanusa gidip öğreneyim, çünkü insan içine dalmadan nasıl bilebilir?" Tuz adam, daha okyanusa daldığı anda erimeye başlamış ve dibe ulaştığı anda, yok olmuş. Öğrenmiş ama geri gelememiş. Ve bunu bilmeyenler, bu olayı uzun süre tartışmışlar. Bazı sonuçlara varmış olabilirler, çünkü akıl sonuçlara varmaya bayılır.. Cesur bir insan atlar ve kendi bilmediği, yaşamadığı hiçbir yanıtı kabul etmez. Başka kimsenin bilgisi, senin olamaz. Onlar bilmiş olabilirler, ama onların bilgisi,senin için...

İÇİMDEN HİÇ SES GELMEDİĞİ ZAMANLAR

Gökyüzü ve bulutlar ilgimi çekmiştir hep. Nefes almayı unutur ya insan bazen, birden başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda ferahladığımı hissediyorum ben. Sık olmasa da içimden hiç ses gelmez bazı zamanlar...Geçen gün öğle yemeği sonrası dışarı çıkmıştım, gökyüzüne bakmadan edemem, bugün ne giymiş derim. Düşündüm sonra, öyle güzeldi ki "Bir de dilin olsa kimbilir ne güzel şeyler söylerdin sen" dedim.  Kümülüs bulutlar favorimdir bu arada. Şirketimizin bulunduğu yer dağlara baktığı için, bulutlar ayrı bir güzel. Çok nadiren gökyüzü bulutsuz ve renksiz oluyor. O zamanlar belki onun da içinden hiç ses gelmiyordur... Hayat yorar ve bıkkınlık verir bazen, bazı şeyler üst üste gelir, işte o zamanlarda gücümüzü severek yaptığımız uğraşılarımızdan alıyoruz sanırım(böyle hissedilen anlarda farkında olmasak da kesin öyle). Hep diyorum son bir iki yıldır "Daha esnek ve daha güçlü olayım, sert ve kırılgan olmayayım"  Bunu imtihan mıdır bazı yaşadığımız can ...

DÜNYA BURASI, RÜYA UYKUDA :)

Çok rüya görenler, yaratıcılıklarını rüyalarıyla beslermiş. Rüyalarla ilgili okuduğum bir yazıda Salvador Dali'nin, eserlerinde rüyalarından faydalandığı anlatılıyor. Bilimsel açıdan bakıldığında tartışılır bir şeymiş. Rüyaların sembolik anlam taşıdığı anlatılıyor bir de. Ben de çok rüya görürüm; ama yaratıcılığımı çalıştırmadığı kesin :) Freud ve rüyalarla ilgili yazılanlar ise biraz daha karışık. Sohbet etmekten keyif aldığım, iki arkadaşımla konuşuyoruz bir gün. Bir tanesi, sık sık aynı rüyayı gördüğünü söyledi, detaylandırmak istemediği için sormadık biz de. Ona buna danışırken, şehir dışında birine yönlendirmişler onu. Önce telefonla görüşmüşler, sonra yaşadığı yere gitmiş, tanışmış. Rüyalarını ona anlatıyormuş ve o kişinin kendisi için yol gösterici olduğunu, rüyalarını yorumladığını söyledi. Biz film gibi, dinledik onu. "Aslında herkesin bu hayatta bir kılavuzu var; ama biz ona hazırsak karşımıza çıkıyor" dedi. Benim için öyle bir kişi yok, çevremdeki insanla...

BİR KİTAP - BU ROMAN O KIZ OKUNSUN DİYE YAZILDI

                                Sevgiliyi bulmak mı zor? Sevgiliyi kaybetmek mi?                       “Bazı ‘an’lar vardır, koca bir öykünün sırrı onlarda gizlidir sanki.” Sonbahar yaprakları vardır hani, sarı, turuncu, kırmızı ve tonları. Sıcacıktır renkler, içiniz ısınır. Sanki yarım kalmış duyguların ve aşkın rengidir mevsim. Kitabın şiirsel anlatımı, verdiği yoğun duygu, güçlü-narin bir iki kol gibi sarıyor bizi. Eğer kitapların bir okuma mevsimi var ise Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı tam Sonbahar’a yaraşır bir kitap olmuş.  Yazarımız Bir An Bin Parça romanıyla 2007 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanmıştır. Kendisinin yazıp-yönettiği Aykırı Kumpanya adlı gösterisi vardır. İlk yayımlanan kitabı, Geç Kalmış Romantik isimli öykü kitabıdır. Bir televizyon kanalında Aykırı Sorular adlı programı sunmaya devam etmektedir. ...

BİR KİTAP - DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR

“..Eğer hayatımız bir film sahnesi olsaydı ve en çarpıcı sahneyle başlamasını isteseydik acaba o sahne ne olurdu?...” “Nihayet yola çıkmaya karar verir insan, nereye varacağına değil. Bir yol hikayesi yazmaya karar verdiğinizde de sonunu muhakkak yol yazar.” Düğümlere Üfleyen Kadınlar’ı bu sözlerle bitiriyor yazarımız. Romanın adı ilgimi çekmiş, kitaba karşı merakımı arttırmıştı. Hikayenin içine girdiğinizde “Bu isim evet, tam da bu kitap için” diye düşünmeye başlıyorsunuz.  Okumaya başlar başlamaz, ilk dikkatimi çeken betimlemeler oldu. Yazarımız sık sık betimlemeler yaparak, hikayenin içine çekiyor bizi fark ettirmeden. Hikayemiz uzun bir yolculuğu anlatıyor. Betimlemeler sayesinde hikayeye yabancı kalamıyorsunuz, siz de onlarla birlikte yola çıkıyorsunuz. Okudukça altı çizilecek cümleler artıyor.  Dört kadın beraber çıkıyor bu yola. Hikayemizin kahramanları Madam Lilla, Maryam, Amira ve yazarımız. Sıradan kadınlar değil bunlar. Her birinin farklı ...

İÇİMİZDEKİ CANAVAR

  Yazmak iyi bir iletişim aracı değil, her şeyi ters-düz edebiliyor; ama kendini anlamak ve düşünmek için iyi bir araç. Yazdığım zaman farkettim ki iyi hissediyorum, kendi kendime yazdığımda, mesaj verme kaygısı olmadan yazdığımda özellikle. Artık hissettiğimi anlatmak için, kendi sözlerimi yazmak istiyorum çoğunlukla.. Bazen tüm içtenliğiyle, çok güzel bir şey paylaşıyor insan; ama okuyanı bırak, yazan bile yazdığını ikinci bir kez okuduğunda farklı bir anlamı oluyor :)... yanlış anladığında kendi kendine soruyorsun kendin cevaplıyorsun, o sebeple kötü bir iletişim aracı. Ne zamandır "İçimizdeki canavar" dan bahsetmek istiyordum aslında.  Zaman zaman aklıma bir şeyler geldiğinde not alıyorum. Bunu da not almışım bir süre önce. Kendimi iyi bir insan olarak tarif edebilirim sorsanız. İçimdeki canavar ortaya çıktığı anları saymazsak :) Geçen bir konuda ve hatta daha farklı zamanlarda farklı olaylardaki tepkilerimden rahatsız oldum. Bazen ne oluyorsa işte oluyor, ...

ANTALYA'DA SONBAHAR

Zonguldak ve Eskişehir de yaşadığım yıllar sonbahar ayını sevmezdim. O zamanlar, yağmur, kar-kış, sis gibi hava şartları belirlerdi ruh halimi :) Ciddilik payı olsa da şaka bir yana, deniz mevsimi kısa sürdüğü için sevmezdim. Yaz ortasında bile, yarın denize gideceğiz; ama hava nasıl olur ki diye düşününce. Antalya'da yaşamaya başladığımdan beri sonbahar aylarını çok seviyorum. Özellikle Eylül 15 sonrası, Ekim ve Kasım ayları..herkes evine-köyüne döndüğü için, okullar açıldığı için, sahil sakin, deniz temiz ve berrak, ayrı bir huzurlu oluyor. Geçen yaz ve sonbahar ayları çalışmadığım bir dönemdi, bu fırsatı oldukça iyi değerlendirdim. Sadece deniz konusunda değil tabi..Ekim-Kasım aylarında denize gidip yüzen bir avuç insan kalıyor. Bana onlar, operaya yanında opera seven biriyle gidip izlemiş-dinlemişsin gibi geliyor. Şu an birden aklıma geldi bu benzetme aslında. Operaya çok sık giden biri değilim; ama severim, özellikle canlı izleyerek dinlemeyi. Bir senesi hatırlıyorum, faz...

GÜZELLİKLERE HER ZAMAN İHTİYACIMIZ VAR!

                    Özel günleri neden seviyorum? Çünkü herkeste olmadığı kadar bir pozitiflik, bir iyimserlik..Unuttuğumuz hoşgörü. Bayramlar mesela; her ne kadar eski bayramlar kalmadı dense de, kızgınlık, küskünlük o gün için unutuluyor. Uygulayan az da olsa var. Sevmediği birine bile, bayram hatırına iyi davrananlar var. "Bugün bayram kalp kırmayalım.!" Yeni yıl kutlamaları. Ne değişecek dense de; birçoğumuz bir sonraki yıla saklar yarım kalan hayallerini, yeniden planlar yapılır, yapılacaklar gözden geçirilir. Artılar-eksiler değerlendirilir. Gördüğüm kadarı ile yine, sadece sevdiklerimize değil, tanımadığımız insanlara bile 'İyi yıllar!' dileğinde bulunuyoruz.. Bu söz ile ne kadar mutlu olan, kendini iyi hisseden, yüzüne kocaman bir gülümseme yayılan insanlar biliyorum. Doğumgünleri. Yılda iki kere kutlansın; ama bir yaş atarak :-) Ne güzel dilekler, içten dualar duyuyor insan, nasıl mutlu olmazsın. Hediye a...

SOS-YAL MEDYA

Dün uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımı aradım. Yaz başında rahatsızdı, sonrasında aradığımda telefonu kapalıydı, bir daha aramadım. Telefonla iletişim konusunda tembelim. Bugün, az sonra, şimdi müsait değildir, derken zaman geçer. Arkadaşımın, arada facebookta paylaştığı fotoğrafları gördüğüm için, kendimce iyi olduğu sonucuna varmıştım :( Dün ilk aradığımda telefonu kapalıydı yine, görünce o beni aradı. Meğer teşhis ve tedavisi uzun bir hastalığa yakalanmış. Hastalığı yüzünden, yaz tatilini çoğunlukla evde geçirmiş. Ve daha iyileşmemiş :( Sanal aleme öyle bir sardık ki, normalde insan ilişkileri nasıl olurdu unuttuk. Facebookta paylaştığı bir fotoğrafa, bir iletiye göre yorum yapıyoruz kendimizce. Keyfi yerinde, şu an gezmede vs.. Benzer hareketi, kendimde de farkedince, çok kızdım. Fotoğraf örneğini verince başka iletişimsizlikler de geldi aklıma. Evet paylaştıkları sayesinde, tanımadığımız biri hakkında fikir sahibi olabiliriz, bu doğru; ama tanıdığımız birinde duru...

BİR KİTAP - DİLRUBA

1905’te Topkapı Hamamı’da çıkan büyük Edirne yangınında hem öksüz hem yetim kalan Dilruba’nın hikayesini anlatıyor yazarımız. Bir yetimin hikayesi gibi gözükse de, aslında Osmanlı topraklarında, şeriat altında yaşayan, peçeye mahkum edilen tüm kadınların hikayesini ve mücadelesini anlatıyor.  14 yaşında, ailesini yangında kaybeden Dilruba’yı Darülaceze’ye yerleştiriyorlar. Dedesi ve amcası onu sahipleniyor. Dedesi son derece mülayim, anlayışlı ve boş vaktini atölyesinde resim yaparak geçiren bir ihtiyardır. Evde amcası, hasta yengesi ve desteğini her zaman hissettiği Kazım ağabeyi yaşamaktadır. Yengesi hasta yatağında yatarken, amcası, kızı yaşlarında oldukça güzel ve daha önce hiç evlenmemiş olan Züleyha ‘yı kuma olarak getirir eve. Yengesinin beklenen ölümü ile evin hakimiyeti Züleyha’ya geçer. Güzelliği ve cilvesi ile amcasını parmağında oynatan Züleyha, ev halkına karşı çok sevecen değildir. Dedesi, Dilruba’yı muallim mektebine yazdırır. Bu okul, Dilruba’nın yaşa...

BİR KİTAP - BAY DALDRY'NİN TUHAF İSTANBUL YOLCULUĞU

                     “Rastlantıların basitliğine, tesadüfün sahiciliğine” inanıyor musunuz?  Evet ? O zaman anlatacaklarımı iyi dinleyin lütfen.  Kitap, falcı kadınlara, alın yazısına ve hayattaki benzeri ipuçlarına inanmayan, koku yeteneği olan, Alice ve kavşak resimleri yapan, ressam Daldry’nin tuhaf hikayesini anlatıyor. Zaman zaman, Marc Levy’nin basit ama masalsı anlatımını, bazen hayal gücünü zorlayan, fantastik romanlarını okumayı seviyorum. Bay Daldry ve Alice iki komşudur. Alice’in arada bir gelip geç saatlere kadar oturan gürültücü arkadaşları vardır. Dolayısı ile komşusu Alice’i pek sevmez. Alice’in, geceleri şehrin yıldızlarını, gündüzleri gökyüzünü görebileceği bir cam çatısı vardır. Oysa ki bu cam çatı Bay Daldry’de olmalıydı. Alice arkadaşlarıyla Brighton’a yaptığı bir gezide, onların ısrarı üzerine falına baktırır. İnanmamasına rağmen kadının bakışları, sesi ve söylediği birkaç...